SÜNNİ VE Şİİ AYRIMININ GEREKSİZLİĞİ

Peygamberin ehli beyti adına değişik dönem ve zamanlarda bir takım hizipler ve gruplar zuhur etti. “Müellihe” gibi kimisi doğru yoldan saptı. Bunlar Ali b. Ebî Talib’in tanrılığını savunuyorlardı. Kimisi ehl-i beyte karşı muhabbette aşırı gitti (Gulât ve Mufaddıle gibi). Bu iki grup da “Biz ehl-i beytten iki gurup helak olmuştur; aşırı sempatizan ve hıyanet eden düşman” söylemini savunanların hükmünün kapsamına dahildir.

“Mufaddıle Şiileri”, ehl-i beytin en büyük fakihlerinden İmam Cafer es-Sadık’ın mezhebini taklit ederler. Bu Müslüman topluluğu, sadece İmam Cafer’i taklitleri, ehl-i beyte aşırı sevgi beslemeleri ve İmam Ali’yi üstün görmeleri sebebiyle Müslümanlar arasından çıkarmamız, feri meselelerdeki ihtilaflarını büyütmemiz ve bunu tefrika, mücadele, düşmanlık ve savaş sebebi görmemiz gerekmez. Bütün bunların zuhuruna ümmetin cahilliği ve memleket sınırlarını genişletmeye tamah eden hükümdarların ahmaklığı yol açmıştır.

Sünnî hükümdarlar tuhaf vehimlerle ve ehl-i beyt Şiasına yapılan tuhaf referanslarla avamı yanlarına çekmek, böylece (Sünnî ve Şiî davasıyla) Müslümanların birbirlerini kırmaları için hizipler oluşturup ordular kurmaları kolay olsun diye Şia meselesini büyüttüler. Halbuki hepsi de Kur’an’a ve Muhammed’in peygamberliğine inanmaktadırlar.

Muâviye’ye karşı savaşı ve mücadelesinde imam Ali’nin üstün tutulup desteklenmesine gelince, bunun o zamanda faydalı olduğunu ya da gerisinde hakkı ortaya çıkarıp, batılın yok edilmesi beklentisi bulunduğunu kabul etsek bile, bizce bugün bu söylemin devam etmesi ve dönemi bitmiş veya geçmiş bir milletle birlikte devri geçmiş bu meseleye takılıp kalınması zarardan ve İslâm birliği bağlarının parçalanmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır.

Bugün Arap olan-olmayan ehl-i sünnet ittifak edip Mufaddile Şiası’nın görüşüne katılsa, Ali b. Ebî Talib’in hilafete Ebû Bekir’den daha layık olduğunu söylese ve kabul etse, bu Acemleri terakki ettirecek mi? Ya da Şia’nın durumunu düzeltecek mi?

Veya Şia ehl-i sünnete katılıp “Ebu Bekir’in hilafet makamına İmam Ali’den önce getirilmesi daha doğruydu” dese, bu Sünni Müslümanları kalkındırıp bugün içinde bulundukları zillet ve alçaklıktan çekip kurtaracak ve toplum yapılarını yıkılmaktan koruyacak mı?

Müslümanların bu gafletten uyanmalarının, ölüm gelmeden bu ölüm uykusundan kalkmalarının zamanı daha gelmedi mi?

Ey millet! Andolsun ki, müminlerin emiri Ali b. Ebi Talib, Acemler ve genel olarak Şia, hiçbir dünya işini beceremezken kalkıp ehl-i sünnetle savaşırlar ya da sırf Ebû Bekir’i üstün tutmaları sebebiyle onlardan ayrılırlarsa, kendilerinden asla razı olmaz. “İnsanlar becerdikleri işlerin erbabıdırlar”

Aynı şekilde Ebû Bekir de ehl-i sünnetin kendisini savunmasını istemez, modası geçmiş ve “kurşun bina” gibi olmalarını emreden Kur’an’ın ruhuna ters düşen o efdaliyet meselesi yüzünden Şia ile savaşmalarına razı olmaz.

Efdaliyet [kimin daha faziletli olduğu] meselesine gelince, onca nesil geçtikten sonra hâlâ araştırılmayı hak ediyorsa, bu sorunun halli için şunu söylemek yeterlidir: Raşid halifelerden en kısa ömürlü olanı, en uzun ömürlü olandan önce hilafet görevini üstlenmiştir.

Eğer Peygamberden sonra hilafet görevini Ali b. Ebî Talib üstlenseydi, Ebû Bekir, Ömer ve Osman ölmüş olacaklar, bunların İslâm’a ve Müslümanlara güçleri yettiğince hizmet etmeleri mümkün olmayacaktı. Allah hepsinden razı olsun. Allah’ın mahlûkat hakkındaki genel geçer hükmü şudur: “Sizin Allah nezdinde en üstün olanınız, takvaca en üstün olanınız. (Hucurât 49/13).

Kaynak: Cemaleddin Afgani’nin Hatıraları, 3. Baskı, Sayfa 142, 143