DOĞUNUN YENİ YETMELERİ

Afgani’ye şöyle dendi: Doğuda kültürlü, bilgili, eli kalem tutan ve Batı’nın Doğu’ya yönelik hedeflerini bilen azımsanmayacak sayıda yeni bir nesil vardır. Öyleyse neden bunlar toplumun menfaati, terakkisi yolunda ve milletlerine ait toplumsal yapının ıslahında etkili olamadılar?

Şöyle cevap verdi: Kuşkusuz Doğu üzerinde en olumsuz etkiyi yapanlar, açgözlü Batılıların (Doğuya) hücumlarında, önlerindeki engelleri açan ve bölgeye iyice yerleşmelerinde en büyük katkıyı sağlayanlar o yeni yetmelerdir. Onlar sırf milletin [Batılıların] dilini öğrenmekle, milletin en bayağı muaşeret kurallarını benimsemekle bütün mükemmelliğin, sadece kendi öğrendikleri basit dil kurallarında, gördükleri görkemli ve şaşaalı hayat tarzlarında, kendi milletlerini terakki ettirme yolunda merhaleler kat eden Batılıların yol ve yöntemlerini okumakta olduğuna inanıyorlar. Bu ilerlemenin sebeplerini derinlemesine incelemiyorlar ya da Batılıların tedrici ilerlemelerinin manasını anlamıyorlar.

Doğunun yeni yetmeleri, bütün erdemsizlikler, gerileme faktörleri ve ilerleme manilerinin gerçekte kendi kavimlerinde olunduğuna inanıyor. Garip bir akıma kendilerini kaptırarak Doğu’nun her örfünü, kendi milleti ya da ülke halkından bir grubun yapmaya kalkıştığı her projeyi küçümsüyorlar. İsmen bile olsa yabancıların katılmadığı herhangi bir işe ortak olmaktan kaçmıyorlar. Yabancılar tarafından yapılan her hatayı kutsama ve düzeltmede gecikmiyor, onların isteklerinin önünde duran her zorluğu kaldırıyor, kendi milletinin eksikleri, hataları ve zayıf noktalarına onu muttali kılıyorlar. Kısacası, bunlar yabancının elinde kendi kavminin vücuduna saplanan kesici ve yıkıcı alet, ülkelerin sömürülmesi ve insanların köleleştirilmesine imkân veren bir vasıta oluyorlar. Ama bu yaptıklarının kötü sonucunu milletinden önce kendilerinin göreceğini, tarihe “hain alçaklar” olarak geçeceklerini idrak etmiyorlar. Bir kısmı yaptığının çirkefliğini hissetse bile kendi kişisel çıkarını ve geçici basit menfaatini, kendisiyle aynı değerleri paylaştığı toplumdaki genel çıkara tercih ediyor.

Bu hataları bilerek işleyenlerle, bilgisizce yapanlar arasında fark yoktur. Zira Allah “tefrite düşmeleri” sebebiyle Doğu’yu ve Doğuluları bu belayla imtihan etmiştir. Onlar için, krizlerin artması ve baskıların şiddetlenmesi dışında içinde bulundukları sıkıntılardan (kendilerini kurtaracak) bir kurtuluş yolu ve çektikleri hastalıklara bir ilaç göremiyorum. Baskılar sonucunda, ellerinde kalan ve kendilerini teslim alan kısmi rahatlığı ya da tembellikleri sebebiyle razı oldukları kıt kanaat geçimliği bile kaybederler. Hiç akıllarına gelmeyecek konularda sıkıştırılırlar, istedikleri gibi ibadet edemez, mallarına pazar bulamazlar, kişisel özgürlüklerini yitirirler. Şerefliler sindirilip zelil hale getirilir, sefih ve alçaklar yüceltilir. Toplumu, hiçbir ferdini ayırmayan bir bela kuşatır. Bundan Doğu’daki Müslüman ile Hıristiyan kardeşi aynı derecede zarar görür. İşin başında Hıristiyana bir ayrıcalık tanınır, Hıristiyanlığı din olarak benimsemesine değer verildiği için ve dil bilmesi sebebiyle bazı basit vazifelere getirilerek Müslüman’a tercih edilir. Böylece aralarına nefret ve tefrika tohumları ekilir. Bütün bunlar belli bir zamana kadardır. Ondan sonra her iki kesim de zillet ve tahkirde eşit duruma gelirler.

Kaynak: Cemaleddin Afgani’nin Hatıraları, 3. Baskı, Sayfa 262-264