DİN VE BİLİM

(…) tekrar tekrar illa da Kur’an, illa da Kur’an! diyorum ve üzülüyorum. Zira Müslümanlar onun iki kapağı arasına hâzineleri gömdüler, sonra onu, kahredici fakirliğe rağmen cehalet çöllerinde araştırmaya koyuldular!

Emrettiği her şeyde ona muhalefet ettiler, söylediklerinin aksini yaptılar. Öyle ki sanki Kur’an onlara ihtilafı emredip, anlaşmaya varmaktan sakındırdı. Sanki onları zıtlaşmaya, görüş ayrılığına düşmeye teşvik etti. Sanki toptan Allah’ın ipine sarılmamalarını, aksine gevşemeleri ve güçsüzleşmeleri için parçalanmalarını salık verdi!

Ya da sanki “Kur’an hakkında düşünmeyin, sonra manalarını anlar, ahiretinizden önce dünyanızı bereketlendirecek hikmetleriyle hayat bulursunuz” dedi.

Nasıl hayıflanmam! Birisi Kur’an’ı tefsire yeltense, onun yalnız besmelenin [başındaki] bâ’sına kapılıp daldığını, bir sırât kelimesindeki sâd harfinin mahrecinden çıkamadığını görüyorum! Neticede o da, o tefsiri okuyanlar da Kur’an’ın içerdiği dünyevi ve uhrevî faydalardan yararlanamamama çukuruna yuvarlanıyorlar. Oysa Kur’an, dünya ve ahiret menfaatlerini en mükemmel şekliyle sunmaktadır.

Cehalet yayıldı, ulema kisvesine bürünenlerin çoğuna yobazlık hâkim oldu, öyle ki Kur’an’ın sabit ilmî hakikatlere ters düştüğünü ileri sürmeye başladılar. Kur’an, elbette onların ithamlarından uzaktır.

İlim dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü, Güneş’in kendi ekseni etrafında dönen sabit bir cisim olduğunu ispat etti. Bu hakikat, benzeri diğer ilmi hakikatlerle beraber, Kur’an’a mutlaka uygun düşüyor olmalıdır. Kur’an, gerçek bilgiye, özellikle de külli kaidelere ters düşmekten tenzih edilmelidir.

Kur’anda açık bilgi ve külli kaidelere muvafık bir şey görmediğimizde ondaki işaretlerle yetinir, tevile müracaat ederiz. Zira vahyin geldiği dönemde insanlara meçhul olan, gizli bulunan ve henüz varlık dünyasına çıkmamış olan ilim ve icatların Kur’an’da açık bir ifadeyle geçmesi mümkün değildir.

Şayet Kuran vahyedilirken demir yolu, telgraf ve elektriğin icra ettiği hayret verici fonksiyonları vs. açık bir dille bildirseydi, insanlar sapıtır, ondan yüz çevirir ve onu yalan sanırlardı.

Bu yüzden Kur’an’ın, dönemin insanlarının aklî seviyelerini dikkate alarak, onların bakış açıları ve anlama kabiliyetlerine göre varlıkları anlatmak amacıyla bugünkü olaylarla gelecekte olması muhtemel hadiselere işaret ettiğini görmekteyiz.

Kaynak: Cemaleddin Afgani’nin Hatıraları, 3. Baskı, Sayfa 127-128