HASBİHAL

Geçen hafta merhum Cemaleddin Efgâni’ye dair birkaç söz söylemiştim(Bkz. Cemaleddin Afgani Makalesi). Maksadım o büyük adama isnat edilmek istenilen dinsizliğin pek yanlış bir tevcih olduğunu göstermek idi. Ne yazık ki bu sefer de “Cemaleddin mülhid değildi, fakat Vehhabi idi.”iddiası ortaya sürülmeye başladı.

Acaba bu şayiayı çıkaranlar bir adamın alnına “Vehhabi” damgasını yapıştırmanın ne demek olduğunu biliyorlar mı?

Vehhabilik belirli bir mezhebin ismi olmakla beraber Arabistan’ın birçok yerlerinde dinsiz tanınan yahut öyle tanıtılmak istenen adamlara verilen bir pâyedir. Lehinde söylenen sözlere inanmamak, lâkin aleyhinde söylenenlere derhal iman etmek insanlarda cibilli bir özellik olduğu için meselâ ben bugün çıkar da Allah’tan korkmadan en akidesi pak bir adam hakkında “İyidir ama dinsiz olmasa!..” dersem az zaman sonra zavallıyı bütün aşiret halkı baştan başa mülhid tanır. Acaba bu adam ilhadı gerektirecek ne yapmış, ne söylemiş demeyi hatırlarına bile getirmezler!

Müslümanlıkta en güç bir şey varsa o da bir adama dinsiz payesini vermekten ibaret olduğu halde faziletini, irfanını, ikbalini, şöhretini çekemediğimiz yahut düşünme tarzını kendi meşrebimize uygun görmediğimiz kimseleri bu hasbi rütbe ile gözden düşürmek nedense bize pek kolay geliyor!

Lüzum-ı küfür başka, iltizam-ı küfür yine başka iken yüzde doksan dokuz ihtimal doğrudan doğruya tekfirine icab eden bir adamı yüzde bir ihtimalle kurtarmak üzerimize farz iken biz aksine binde bir zayıf ihtimalle yakaladığımızı dinsiz yapıp çıkıyoruz, gerideki dokuz yüz doksan dokuz iman ihtimalini nazara bile almıyoruz!

Arabistan’a gidin, en büyük adamları Vehhabi, Türkistan’a gelin Formason, Acemistan’a uğrayın dinsiz yahut Babi!

En garibi şurasıdır ki bütün İslam memleketlerinde bu unvan ile teşhir edilen adamların büyük bir kısmı Müslümanlığı müdafaa etmeye hayatını vakfetmiş olan ümmetin büyükleridir, milletin fedakârlarıdır!

Bir yabancı aramıza girse dese ki: Ey Müslüman cemaat, falan, falan, falan zatlar sizin en akledeniniz, en âliminiz, en fazlınız olduktan başka, millet evlatlarının saadetine çalışmış olmak itibariyle iyilikseveriniz, en hamiyetlinizdir. Siz bunları Vehhabilikle, masonlukla itham ediyorsunuz, yani Müslümanlıktan çıkarıyorsunuz. Demek sizin dininiz akılla, ilimle, faziletle, hamiyetle kabil-i telif olmayacak! Bu söze karşı ne diyebileceğiz?

Bugün Mısır memleketinde İslam’ın menfaatlerini müdafaa eden ne kadar hamiyetli kalem varsa hepsi Cemaleddin’in terbiyesi sayesinde yetişmiştir. Tevhid dünyasına binlerce muharrir el, binlerce mütefekkir dimağ hediye eden Cemaleddin, Vehhabî olabilir mi?

Merhumu ne Afganistan’da ne Hindistan’da ne Avrupa’da ne Osmanlı toprağında rahat bırakmadılar, hiçbir yerde oturtmadılar. Cemaleddin Müslüman âleminde hakiki, sermedi bir uyanış başlatmak gayesine matuf olan hamiyetinde kısıtlama yapsaydı, bu siyasetine azıcık fasıla verseydi, dünyanın her yerinde şerefiyle mütenasip bir debdebe içinde yaşayabilirdi. Fakat o koca adam, hamiyetini yüksek maksadı uğrunda zamanın her türlü musibetlerine göğüs gerdi; başkalarının zorunlu olarak dayanamayacağı mahrumiyetlere, ümitsizliklere o kendi tercihiyle katlandı. Kemal’in tabirine göre o, yaşayan bir şehit idi:

Ne devlettir şehid-i zî-hayat olmak bu dünyada!

Cemaleddin hakkında söylenen Vehhabilik Şeyh Muhammed Abduh için de esirgenmiyor. İki senedir Sırat-ı Müstakim’in sayfalarında merhumun eserlerini görüp duruyoruz. Allah için söyleyelim, hangi manasına alınırsa alınsın, Vehhabiliği okşar bir cümlesi, bir makalesi görüldü mü? Bazıları “Şeyhin zühdü ilmi nisbetinde değildir.” derler. Olabilir. Lakin acaba merhum bütün hayatını itikâfla, nafile ibadetlerle geçireydi İslâm âlemi için daha faydalı mı olacaktı? Mösyö Hanoto’ya karşı çıkıp da Mağrib’deki milyonlarca Müslüman’ın haklarını müdafaa etmek, öyle zannederim ki asırlarca nafile ibadet etmekten daha sevaptır.

Bilmez misiniz Hz. Ömer tabiûndan Ebu Kılabe’ye, “Bence seni evlat ve iyalin için nafaka tedarikiyle meşgul görmek, böyle mescit köşelerinde itikâf halinde görmekten daha hayırlıdır.” demiş. Düşünmeli ki Ebu Kılabe nihayet üç beş kişiden ibaret ailesine yiyecek bulacaktı. Abduh ise üç yüz milyonluk bir ailenin hayatı için çalışmak mecburiyetinde idi!

İşte bugün bir Cemaleddin’i bir Muhammed Abduh’u yok! İslâm dünyası hakikaten kimsesiz, cidden garip. Biz bu gibi ümmetin büyüklerini rahmetle, hürmetle anmalıyız ki geriden gelenler aramızda tatlı bir hatıra bırakabilmek ümidinden mahrum kalarak mücahededen vazgeçmesinler.

Üç beş sene önce bir Frenk bana demişti ki: “Fen ve sanat erbabının kıymetini takdir edemiyorsunuz, mazursunuz; lakin çalışma ve hizmet erbabını takdir etmiyorsunuz! İşte bu kabahatiniz, affedilmez…” “Ey akıl sahipleri, ibret alınız!” (Haşr 59/2)

Sırat-ı Müstakim Dergisi IV
Sayı: 91
24 Cemaziyelevvel 1328
3 Haziran 1910